Türkiye'deki Sistem Demokratik Değil Bürokratik Oligarşi!

İstanbul Üniversitesi'nde konuşan Genel Başkanımız Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Türkiye'de 1982 Anayasası ile gerçekleştirilen sistemin adının demokrasi değil, bürokratik oligarşi olduğunu söyledi. Anayasal kurumların milletin denetiminden uzak olmasını eleştiren Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararlarla meclisin üzerinde senato konumuna geldiğini belirtti.

Numan Kurtulmuş, İstanbul Üniversitesi İktisat Kulübü tarafından düzenlenen Ekonomi Zirvesi'nin ikinci gününde "İstihdam ve İşsizlik Sorunu" konulu panel öncesi İstanbul Üniversitesi öğrencilerine hitaben bir konuşma yaptı.

Ekonomi ve siyaset dünyanın her döneminde her yerde iç içe olmuş iki alan olduğunu söyleyen Kurtulmuş, siyasetin her dönemde ekonomiyi etkilediğini ve ekonomik kararlarda mutlaka siyasal kararların etkileyici unsurlarından bir tanesinin bulunduğunu belirtti.

Bir ülkenin siyasal sisteminin en temel yapısını dört temel hukuk metninin belirlediğini ifade eden Kurtulmuş, herhangi bir ülkeyi çok tanımasanız bile o ülkenin bu dört temel hukuk metnini araştırdığınızda ülkenin ne kadar demokrat, ne kadar otokrat bir ülke olduğunun anlaşılacağını belirtti. Bu metinlerden bir tanesinin Anayasa, diğerinin meclis iç tüzüğü, üçüncüsünün siyasal partiler yasası ve sonuncusunun da Seçim sistemi olduğunu vurguladı.

Türkiye'deki hali hazırda uygulanmakta olan bu dört temel metinde niteliği, lafızları ve ortaya koyduğu hükümleri itibariyle 12 Eylül askeri darbesinin otokratik niteliğini tamamen taşıdığını bildirdi. Kurtulmuş, "Bu gün baktığımız zaman bu dört temel hukuk metninde Türkiye'nin tam manasıyla ileri bir demokrasiye sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Her ne kadar Türkiye'de adı demokratik bir sistem olsa da bu metinlerin içerisine serpiştirilmiş olan hukuk nosyonuyla birlikte siyasal sistemin asıl adı bürokratik oligarşidir. Türkiye bu anlamda özellikle 1960 darbesinden sonra 61 Anayasası ve ardından gelen 1982 Anayasasıyla Türkiye aslında çoğulcu yapısını kurum ve kuruluşların egemen olduğu bir siyasal sisteme terk etmiştir." Şeklinde konuştu.

Bürokratik Oligarşi'nin Türkiye'de 3 aşamada ilerlediğini savunan Kurtulmuş, "1960 darbesiyle birlikte Türkiye'de hukuk ve askeri kararlar ve Türkiye'nin genel güvenlik kararları bütünüyle devlet denetiminin, millet egemenliğinin dışına çıkarılmıştır. Yine ardından YÖK vasıtasıyla üniversite sistemi millet egemenliğinin dışına çıkarılmıştır. Üçüncü halka ise 2000 yılıınn başından itibaren uygulamaya konulan 17. IMF protokolü ve bu protokolle birlikte Türkiye'ye getirilmiş olan Derviş-Fisher modelidir. Türkiye bu modele birlikte ekonomik kararları da millet denetiminden çıkartarak bütünüyle üst kurullar marifetiyle kararlarını milletten by-pass eden bir ülke haline gelmiştir." şeklinde konuştu.

Eski Başbakanlar'dan Bülent Ecevit'in görevi başındayken söylediği, "Yahu o kadar çok üst kurullarımız olmuş ki, biz bu kadar çok üst kurullar olduğunun farkında değiliz" sözünü hatırlatan Kurtulmuş, "Türkiye'de millet sadece 4 yıldan 4 yıla oy veren bir mekanizmadan ibarettir. Oy vermekten sonraki süreç içerisinde millet bu kararlar içerisinde de denetiminde de yoktur. Türkiye'nin bunu aşabilmesinin yolu da, sadece laf, siyasi kavga üretmek değil. Gerçekten siyasi ve hukuki reform sürecini başlatmaktan geçer." İfadelerini kullandı.

Türkiye'nin yeni ve bütüncül bir Anayasa'ya ihtiyacı olduğunu ve milletin büyük bir kesiminin bunda ittifak ettiğini belirten SP Genel Başkanı, "Sadece Anayasa'nın üzerinde, zaten şimdiye kadar yamalı bohçaya dönen 12 Eylül Anayasası üzerinde birkaç tane yama yapmak değil, bütünüyle millet egemenliğinin tesis edileceği bir yapıyı tesis etmek için önce yeni bir Anayasa ile yola çıkmak zorundadır." dedi.

Parti olarak hazırladıkları Anayasa projesini gösteren Kurtulmuş, Türkiye'de 2007 yılından sonra 411 milletvekilinin oylarıyla yapılan Anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptalinin ortaya yeni bir kördüğüm koyduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, "Zaten sistemin yapısı bürokratik oligarşidir, buna ilaveten bir kördüğüm çıkmıştır. Yani artık Anayasa Mahkemesi sadece kendisine 184. Madde de bırakılan, Anayasa'yı şekil yönünden değil esas yönünden denetleyerek Türkiye'nin 411 milletvekilin yapmış olduğu Anayasa değişikliğini iptal etmiştir. Bunun hukukta bir adı vardır. Anayasa Mahkemesi Parlamento'nun üstünde bir senato konumundadır. Bu gün değil 411, mevcut yapı içerisinde 511 milletvekili de bir Anayasa değişikliği yapsa bu değişikliği Anayasa Mahkemesi toptan değiştirebilir, iptal edebilir. Bu kördüğümü çözmenin yolu dönüp millete, 'buyur gel kendi anayasanı yap' demektir." şeklinde konuştu.

1921 Anayasası'nın niteliği itibariyle Türkiye Cumhuriyeti'nin en demokratik, en çoğulcu metni olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, 1921 Anayasası'nın bu özelliğini halkın temsilcilerinin oluşturduğu meclis tarafından oluşturulmasına bağladı. 1921 Anayasası'nın ruhunun 1982 Anayasası'nda değiştirildiğini aktaran Kurtulmuş, " 1982 Anayasası'nda 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, Millet egemenliğini Anayasal kurumlar vasıtasıyla kullanır.' İfadesi yer almaktadır. Niye millet egemenliğinin hemen ardından bir ama diyerek, bu egemenliği kısıtladık. İşte bizim bürokratik oligarşi dediğimiz süreci başlatan bu 'ama'dır. " diye açıklamada bulundu.

Türkiye'de var olan sistemde bazı Anayasal kurumların hiçbir denetime tabi olmamasını eleştiren Kurtulmuş konuşmasını şöyle sürdürdü: "Milli Güvenlik Kurulu'nu, Yargıtay'ı, Danıştay'ı, Anayasa Mahkemesi'ni, Danıştay'ı kim denetleyecek. Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi var. Niye çift başlı bir hukuk sistemi var. Niye Türkiye'de Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası millet denetimine kapalıdır. Neden Türkiye'de Askeri Yargıtay, İdare Mahkemesi var. Neden Türkiye'de çift başlı yargı var. Neden Merkez Bankası millet denetimine kapalıdır. Neden üst kurullar millet denetimine kapalıdır. Türkiye'de bu konu HSYK kriziyle ortay açıktı. Eğer birileri bu kurum ve kuruluşların başındaki Ahmet'i gönderip yerine kendi Mehmet'lerini koyarak sistemi demokratikleştireceklerini zannediyorlarsa fevkalade yanılgı içindedirler. Mesele HSYK'nın başından Ahmet'in alınması oraya Mehmet'i konması, YÖK'ün başındaki Mehmet' alıp oraya Ahmet'i koymak değildir. Mesele bütün kurumu ve kuruluşların sizin denetiminize, milletin denetimine açılmasıdır. Bu yapılmadığı takdirde vesayet dediğimiz şeyde sadece vesayet sahiplerinin isimleri değişir o kadar. Türkiye'nin temel meselesi budur."

Hükümeti geçen seneden itibaren yeni IMF anlaşması yapmaması konusunda uyardıklarını aktaran Kurtulmuş, yapılan görüşmelerin ve hangi konuların gündeme geldiğini bildiklerini söyledi. IMF'nin Gelirler İdaresi'nin özerkleştirilmesini istediğini belirten Kurtulmuş, "Yani nasıl para basma işini millet denetiminden aldıysak, şimdi IMF diyor ki 'bu kadar borcunuz var. Bu gelirleri de ben kontrol altına alacağım.' Bunun Türkçesi 'Duyun-u Umumiye İdaresi'nin kurulması demektir. Türkiye bunu asla kaldıramaz." şeklinde konuştu.

ASKON'un 2 ay önce yapılan Genel Kurulu'na Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte katıldıklarını hatırlatan Kurtulmuş sözlerini şöyle tamamladı: "Sayın Başbakan'a 'Sakın ha IMF anlaşması imzalamayın' dedim ve gerekçelerini anlattım. Sayın Başbakan ardından kalktı ve dedi ki 'Numan kardeşim davulun sesi uzaktan hoş gelir' dedi. Aslında gelen ses davulun sesi falan değil. Milletin sesidir. Öyle uzaktan da değil Sayın Başbakan'ın burnunun dibinden gelmektedir. Ama işin sevindirici tarafı 10 gün sonra benim cümlelerimin aynısıyla sayın Başbakan IMF anlaşmasını askıya aldığını söyledi. Bunu da söyledim."

Ziyaretçi : 398435 Sayfa Gösterimi : 526757 Online : 2